Kur’an-ı Kerim'in Anlami, Nüzulü ve ilk inen Ayetleri

بسم الله الرحمن الرحيم

 

Hamd Allah'a mahsustur. Ondan yardım ve bağışlanma dileriz. Ona tevbe eder, nefislerimizin şerlerinden, amellerimizin kötülüklerinden Allah'a sığınırız. Allah kime hidayet verirse kimse onu saptıramaz, kimi de saptırırsa kimse onu doğru yola iletemez. Şehadet ederim ki Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. O, bir ve tektir, ortağı yoktur. Yine şehadet ederim ki Muhammed O'nun kulu ve Rasûlüdür. Allah'ın salât ve selâmları ona, aile halkına, ashabına, kıyamet gününe kadar onların izinden gideceklerin hepsine olsun. 

Kur'an-ı Kerim


Sözlükte Kur’ân "kaf, ra ve elif" kökünden; okumak ya da toplamak anlamında bir mastardır. Bu mastar; şekillerinde kullanılır. Tıpkı (bağışladı anlamındaki fiilin mastarının); diye gelmesi gibi. 
Birinci (okumak) anlamı ile ism-i mef'ûl anlamında "yani okunan şey" manasıyla mastar olur. İkinci anlamına göre (topladı) ise, ism-i fail anlamında yani “toplayıcı” anlamıyla mastar olur. Çünkü Kur’ân haber ve hükümleri bünyesinde toplamış bir kitaptır.[1]
 
Şer'î bir terim olarak Kur’ân ise; yüce Allah'ın Rasûlü ve peygamberlerinin sonuncusu Muhammed Sallallahu aleyhi vesellem'e indirilmiş bulunan, Fatiha sûresi ile başlayıp, Nâs sûresiyle biten yüce Allah'ın kelâmıdır. 
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
"Hiç şüphesiz ki Kur’ân'ı sana kısım kısım biz indirdik." (el-İnsan, 76/23)
"Muhakkak biz onu anlayıp düşünesiniz diye arapça bir Kur’ân olarak indirdik." (Yusuf, 12/2)
Yüce Allah bu Kur’ân-ı Kerîm'i değişikliklere, bir şeyler eklemeye, ondan bir şey eksiltmeye, onu değiştirmeye karşı korumuştur. Çünkü yüce Allah onu korumayı bizzat üzerine almış bulunmaktadır:
"Şüphe yok ki o zikri (Kur’ân'ı) biz indirdik. Onu koruyacak olan da biziz." (el-Hicr, 15/9) 
Bundan dolayı pekçok asırlar geçmiş olmakla birlikte Kur’ân düşmanlarından herhangi bir kimse onda bir değişiklik yapmaya, bir şeyler eklemeye, eksiltmeye ya da değiştirmeye kalkışmamıştır. Kalkışanların da yüce Allah üzerlerindeki perdeyi yırtmış ve gerçek durumunu ortaya çıkartmıştır.
Yüce Allah Kur’ân-ı Kerîm'i büyüklüğüne, mübarekliğine, etkisine, kapsamlılığına, onun kendisinden önceki kitaplar üzerinde hakim oluşuna delâlet eden birçok vasıfla nitelendirmiş bulunmaktadır. 
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Andolsunki biz sana tekrarlanan yediyi ve şu Kur’ân-ı azîmi verdik." (el-Hicr, 15/87)
"Çok şerefli (Mecid) Kur’ân'a yemin ederim ki..." (Kaf, 50/1)
"Âyetlerini düşünsünler, tam akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz hayır ve bereketi bol bir kitaptır bu" (Sâd, 38/29)
"İşte bu, indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Öyleyse ona uyun ve sakının ki, merhamet olunasınız." (el-En'am, 6/155)
"Gerçekten bu Kur’ân en doğru olana iletir." (el-İsra, 17/9)
"Şayet biz bu Kur’ân'ı bir dağa indirseydik muhakkak ki Allah'ın korkusundan onun başını eğerek dağılıp parça parça olduğunu görürdün. İşte biz bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz." (el-Haşr, 59/21)
"Bir sûre indirildiği zaman içlerinden bazıları: 'Bu hanginizin imanını arttırdı' derler. İman etmiş olanlara gelince (her sûre inişi ile) daima onların imanını arttırmıştır ve onlar birbirleriyle müjdeleşirler. Kalplerinde hastalık bulunanlara gelince onların murdarlıklarına murdarlık katıp arttırdı ve onlar kâfir olarak ölüp gittiler." (et-Tevbe, 9/124-125)
"Şu Kur’ân bana onunla sizi ve her kime ulaşırsa onları korkutup uyarmam için vahyolundu." (el-En'âm, 6/19)
"O halde kâfirlere itaat etme ve onlara karşı bu Kur’ân ile büyük bir cihâd yap!" (el-Furkan, 25/52)
"Ve biz sana bu kitabı, herşeyi açıklayan bir hidayet, bir rahmet ve müslümanlara bir müjde olmak üzere kısım kısım indirdik." (en-Nahl, 16/89)
"Biz sana da kitabı hak ile kendinden önce indirilen kitapları doğrulayıcı ve onlara karşı bir şahit (hakem) olmak üzere indirdik. O halde aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet." (el-Mâide, 5/48)
Kur’ân-ı Kerim, yüce Allah'ın Muhammed Sallallahu aleyhi vesellem vasıtası ile insanlara göndermiş olduğu İslam şeriatının kaynağıdır. 

Bu hususta yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
"Hak ile batılı ayırdedici olanı (Furkanı) âlemlere uyarıcı olsun diye kuluna indiren (Allah) ne yüce, ne mübarektir!" (el-Furkan, 25/1)
"Bu insanları Rablerinin izniyle karanlıklardan nura yegane galip, hamde layık olan (Allah)'ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır. O Allah ki göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. (Uğrayacakları) şiddetli azaptan dolayı vay o kafirlerin haline!" (İbrahim, 14/1-2)

Yine Kur’ân'ın tespit ettiği gibi Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem’in sünneti de teşri için bir kaynaktır. 

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
"Peygambere itaat eden gerçekte Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse zaten biz seni onların üzerine bir koruyucu göndermedik." (en-Nisâ, 4/80)
"Kim Allah'a ve Rasûlüne isyan ederse şüphesiz apaçık bir sapıklıkla sapmış olur." (el-Ahzab, 33/36)
"Hem peygamber size ne verdiyse onu alın. Neyi yasak etti ise de sakının." (el-Haşr, 59/7)
"De ki: 'Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah günahları çokça bağışlayandır, rahîm olandır." (Âl-i İmran, 3/31)

1. Kur’ân'ın Nüzûlü


Kur’ân ilk olarak Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'e ramazan ayında, kadir gecesinde nazil oldu. 

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
"Doğrusu biz onu (Kur’ân'ı) kadir gecesinde indirdik." (el-Kadr, 97/1)
"Şüphesiz biz onu mübarek bir gecede indirdik. Muhakkak biz korkutup uyaranlarız. O gecede hikmetli herbir iş tarafımızdan bir emir ile ayrılır." (ed-Duhan, 44/3-4)
"O ramazan ayı ki Kur’ân onda indirilmiştir. (O Kur’ân) insanları hidayete erdirmek, doğru yolu ve hak ile batılı ayırdeden hükümleri açıklamak üzere indirilmiştir." (el-Bakara, 2/185)
Kur’ân Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem efendimize ilk indirilmeye başladığında ilim ehlince meşhur olan görüşe göre kırk yaşında idi. Bu görüş, İbn Abbas Radıyallahu anh ile Ata, Said b. el-Müseyyeb ve başkalarından bu görüş rivayet edilmiş bulunmaktadır. Bu yaşta kişinin rüşdü tamamlanmakta, aklı kemale ermekte, idraki mükemmel noktaya erişmektedir.
Yüce Allah'tan Kur’ân-ı Kerim'i Rasûlullah’a indiren ise şerefli melekler arasından mukarreb meleklerden birisi olan Cebrail Aleyhisselam'dır: 
"Muhakkak ki bu âlemlerin Rabbinin indirdiğidir. Onu Ruhu'l-Emin uyarıcılardan olasın diye kalbin üzere apaçık bir arapça lisan ile indirdi." (eş-Şuarâ, 26/192-195)
Cebrail Aleyhisselam'ın kerem (yüce şan ve şeref), güç, Allah'a yakınlık, sair melekler arasında üstün bir mevki ve saygınlık, emanet, güzellik ve paklık gibi öğülmeye değer pek büyük nitelikleri vardır. Bütün bunlar onun yüce Allah'ın vahyini rasûllerine götürmek üzere bir elçilik görevini ifa etmeye ehil olmasını sağlamış niteliklerdir. 

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
"Şüphe yok ki o, çok şerefli bir elçinin (getirdiği) sözüdür. Büyük bir güç sahibi Arşın sahibinin nezdinde yüksek bir mevki sahibi olan bir elçinin. (Üstelik) orada kendisine itaat edilendir, oldukça emindir." (et-Tekvîr, 81/19-21) 
"Ona çetin güçler sahibi öğretti. O pek büyük bir güce sahiptir. Hemen o en yüksek ufukta iken asıl şeklinde doğruluverdi." (en-Necm, 53/5-7)
"De ki: 'Onu (Kur’ân'ı) Ruhu'l-Kudüs (Cebrail) iman edenlere hem bir sebat vermek, hem müslümanlara bir hidayet ve bir müjde olmak üzere Rabbinden hak olarak indirmiştir.'" (en-Nahl, 16/102)
Yüce Allah bizlere kendi nezdinden Kur’ân-ı Kerim'i indiren Cebrail'in niteliklerini böylece açıklamış bulunmaktadır. Bunlar Kur’ân-ı Kerim'in azametine, yüce Allah'ın ona gösterdiği itinaya bir delildir. Çünkü o pek büyük olan bir varlığı, ancak pek büyük olan işler için elçi olarak gönderir.

2. Kur’ân'dan İlk İnen Buyruklar


Kesin ve mutlak olarak Kur’ân'ın ilk inen buyrukları el-Alak suresinin ilk beş ayetini teşkil eden şu buyruklardır: 
"Rabbinin adıyla oku! O insanı alak’tan yarattı. Oku Rabbin en kerîm olandır. O kalemle (yazmayı) öğretendir. İnsana bilmediğini o öğretti." (el-Alak, 96/1-5)
Bundan sonra vahiy bir süre gecikti. Daha sonra el-Müddessir sûresinin ilk beş âyeti nazil oldu:
"Ey örtünüp bürünen! Kalk (ve) artık uyar. Yalnız Rabbini yücelt, elbiseni temizle, pisliklerden uzak dur." (el-Müddessir, 74/1-5)
Buhârî'yle, Muslim'in Sahih’lerinde[2] Âişe Radıyallahu anha'dan vahyin nasıl başladığı ile ilgili olarak şöyle dediği rivayet edilmektedir: Nihayet o Hira dağında iken hak (vahiy) ona geldi. Melek gelip ona: Oku dedi. Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem: Ben okuma bilmiyorum dedi... diye hadisin geri kalan bölümlerini zikrettiler. Bu hadisde şu ifadeler de yer almaktadır: Daha sonra dedi ki: "Yaratan Rabbinin adıyla oku... İnsana bilmediğini öğretti."
Yine Buhârî ile Muslim'de[3] 

 Câbir Radıyallahu anh'dan gelen rivayete göre Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem vahyin bir süre kesintiye uğraması (fetreti)ni anlatırken şunları söylemektedir: "Ben yürüyorken ansızın semadan bir ses işittim..." diye hadisi zikretti. Hadisde şu ifadeler de yer almaktadır. Yüce Allah ona: "Ey örtünüp bürünen kalk ve artık uyar" buyruklarından itibaren: "Pisliklerden uzak dur" buyruklarına kadar olan bölümü indirdi.
Diğer taraftan haklarında ilk defa indirildikleri belirtilmekle birlikte belli bir şeyi gözönünde bulundurarak indirildikleri kastedilen buyruklar da vardır. Buna göre buradaki "ilklik" kayıtlı bir ilkliktir. Câbir Radıyallahu anh'dan Buhârî ile Muslim'de[4] yer alan şu hadiste görüldüğü gibi: Ebu Seleme b. Abdurrahman ona: Kur’ân'ın hangi bölümü ilk olarak nazil oldu, diye sordu. Câbir: "Ey örtünüp bürünen" dedi. Ebu Seleme dedi ki: Bana ilk inen buyruğun: "Yaratan Rabbinin adıyla oku" buyruğu olduğu haber verildi. Câbir dedi ki: Ben sana ancak Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'in bildirdiğini söylüyorum. Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki: "Ben Hira'da ibadete çekildim. İbadet süremi bitirince aşağı indim..." deyip hadisin geri kalan bölümünü nakletti. 

Bu hadiste şu ifadeler de yer almaktadır: "Hatice'nin yanına vardım. Onlara beni örtünüz ve üzerime soğuk su dökünüz dedim. Üzerime: "Ey örtünüp bürünen" buyruğundan itibaren "pisliklerden uzak dur" buyruğuna kadar olan bölümler nâzil oldu.
 
Câbir Radıyallahu anh'ın sözünü ettiği bu ilklik, vahyin fetrete kesilmesi itibariyle ilk nâzil olan buyruklardır. Yahutta risalet ile ilgili ilk nazil olan buyruklardır. Çünkü İkra’ (el-Âlak) sûresinden ilk nâzil olan buyruklar ile Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'in nubuvveti sabit olmuştur. el-Müddessir suresinden ilk nâzil olan buyruklar ile de Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem’e hitaben "kalk ve artık uyar" buyruğu ile de risalet verilmiştir. Bundan dolayı ilim ehli şöyle demişlerdir: Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'e "İkra’: oku" emri ile nubuvvet, "el-Müddessir" sûresi ile de risalet verilmiştir.
وصلى الله على سيدنا محمد , وعلى آله وصحبة وسلم      


[1] Yine ism-i mef’ul yani “toplanmış” anlamına gelmesi de mümkündür. Çünkü Kur’ân, mushaflarda ve kalplerde toplanmış bir kitaptır.
[2] Buhârî, Vahyin Başlangıcı Kitabı I. Bâb; Muslim, İman kitabı 73.Bâb.
[3] Buhârî, Vahyin Başlangıcı Kitabı I. Bâb; Muslim, İman Kitabı 73. Bâb.
[4] Buhârî, Tefsir Kitabı 3. Bâb; Muslim, İman kitabı 73. Bâb.

A'LAK SÜRESİ İbn Kesîr Tefsir el-Kur'an el-Azîm

A'LAK SÜRESİ


(Kurandan ilk nazil olan sûre budur.)

 

 

 

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

 اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ {1}
1  — Yaratan Rabbının adıyla oku.
 خَلَقَ الْإِنسَانَ مِنْ عَلَقٍ {2}
2  — O, insanı pıhtılaşmış kandan yarattı.
 اقْرَأْ وَرَبُّكَ الْأَكْرَمُ {3}

3  — Oku, Rabbın nihayetsiz kerem sahibidir.
 الَّذِي عَلَّمَ بِالْقَلَمِ {4}
4  — Ki O, kalemle öğretti.
 عَلَّمَ الْإِنسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ {5}
5  — insana bilmediğini Öğretmiştir.




İmâm Ahmed İbn Hanbel der ki: Bize Abdürrezzâk... Hz. Aişe'nin şöyle dediğini nakletti: Rasûlullah'a gelen ilk vahiy uyku halinde gö­rülen sâdık rü'yâ şeklinde idi. Hangi rü'yâyı görürse mutlaka gün ay­dınlığı gibi çıkardı. Sonra ona yalnızlık hoş gösterildi. Hirâ dağına ge­lip orada pek çok gece ibâdete koyulurdu. Bunun için de azık alırdı. Sonra Hz. Hadîce'nin yanına gelir ve yine azığım alır giderdi. Nihayet Hirâ mağarasında iken gerçek anîden ona geliverdi. Melek orada iken gelip dedi ki: Oku. Rasûlullah (s.a.) der ki: Ben; okuyamam ki, dedim.


Rasûlullah (s.a.) dedi ki: Melek beni aldı takatim kesilinceye kadar sık­tı. Sonra bıraktı ve; oku, dedi. Ben; okuyamam ki, dedim. Sonra ikinci kez beni sıktı ve takatten kesildim. Sonra bırakıp; oku, dedi. Ben; oku­yamam ki, dedim. Bunun üzerine üçüncü kez tutup sıktı takatimi kes­ti. Ve bırakıp dedi ki: «Yaratan Rabbının adıyla oku.» Bu âyeti «insana bilmediğini öğretmiştir.» kavline kadar okudu. Nihayet Rasûlullah (s.a.) boyun ile omuz arasındaki etleri titreyerek dönüp Hadîce'nin yanına geldi ve; beni örtün, beni örtün, dedi. Korkusu ve titremesi gidinceye kadar onu örttüler. 

Sonra dedi ki: Ey Hadîce bana ne oluyor? Ve olan­ları Hz. Hadîce'ye anlattı,- kendimden endişeleniyorum, dedi. Hz. Hadîce ona dedi ki: Hayır, .asla, Seni muştulanın. Allah'a andolsun ki Allah se­ni hiç bir zaman için mahcûb etmez. Çünkü sen akrabalarına gider ge­lirsin. Sözün doğrudur, sıkıntıya katlanır, müsâfire ikram eder, haktan gelen musibetlere dayanırsın. Sonra Hadîce onu Varaka İbn Nevfel İbn Esed İbn Abd'ül-Uzzâ İbn Kusayy'm yanma getirdi. Varaka, Hz. Hadî­ce'nin amcasımn oğluydu. Câhiliyet devrinde Hıristiyan olmuş ve arap-ça yazı yazabilen bir kişiydi. Arapça İncil'den Allah'ın dilediği kadarını yazmış ve sonra gözü görmez bir ihtiyar olmuştu. 

Hz. Hadîce dedi ki: Amcazadem, kardeşinin oğlunun başına gelenleri -dinle. Varaka: Yeğe­nim ne gördün? deyince, Rasûlullah (s.a.) gördüğü şeyleri ona bildirdi. Varaka dedi ki: Bu, Mûsâ (a.s.)ya inen Nâmûs-u Ekber (Cebrail) dir. Ne olurdu keşke ben genç bir delikanlı olsaydım da, Allah seni kavminin arasından çıkarırken yaşasaydım. Rasûlullah (s.a.) dedi ki: O, beni kav­mime karşı mı çıkaracak? Varaka dedi ki: Evet. Sana gelen gibi kime gelmişse mutlaka o, kavmine karşı çıkarılmıştır. Eğer ben, senin günle­rine erişirsem sana kuvvetlice destek sağlar ve yardım ederim. Ne var ki Varaka fazla durmadan vefat etti. Bir süre vahiy kesildi. Nihayet Ra­sûlullah (s.a.) —bize ulaştığına göre— derin üzüntüye düştü ve pekçok kerre sabahleyin kalkıp kendisini dağların tepesinden fırlatmak istedi. Ne zaman kendini atmak üzere dağın tepesine çıktıysa, Cibril (a.s.) ona görünüp dedi kj; Ey Muhammed; muhakkak ki sen, Allah'ın gerçek Ra-sûlüsün. 

Bu haber onun ızdırâbıru dindiriyor, gönlü huzur buluyor ye geri dönüyordu. Bir seferinde vahiy uzun süre kesilince, aynı şekilde sa­bahleyin evinden çıktı. Dağın zirvesine ulaşınca Cebrail görünerek ona aynı şekilde söyledi. Bu hadîs, Buhârî ve Müslim'in Sahîh'lerinde, Züh-rî kanalıyla tahrîc,edilmiştir. 

Biz, bu hadîsin senedini, metnini ve muh­telif anlamlarını Buhârî şerhimizin baş taraflarında uzun uzadıya açık­ladık. İsteyen oraya başvurabilir. Hamd ve minnet Allah'a mahsûstur. Kur'ân'dan ilk olarak inen mübarek ve değerli âyetler, aynı zaman­da Allah'ın kullarına merhamet ettiği ilk rahmet ve onlara ihsan ettiği ilk nimeti de dile getirmektedir. 

Bu âyetlerde insanın pıhtılaşmış kan­dan yaratıldığına, Hak Teâlâ'nm ikramıyla bilmediği şeyleri öğrendiğine ve böylece ilim, şeref ve keramete nail olduğuna dikkat çekilmektedir, Bu şeref öyle bir şereftir ki; insanların atası Âdem bu şerefle melekler­den üstün kılınmıştır. İlim; bazan zihinlerde, bazan dilde/ bazan da par­mak ucuyla yazılan yazıda olur. Yani zihnî bilgi, lafzı bilgi ve resmî bil­gi. Resmî bilgi, ister istemez ilk ikisini gerektirir ama onlar bunu gerek­tirmezler. Bu sebeple Allah Teâlâ: «Oku, Rabbm nihayetsiz kerem sa­hibidir. Ki O kalemle öğretti. İnsana bilmediğini öğretmiştir.» buyuru­yor. Haberde vârid olur ki; bilgiyi yazıyla kaydedin, denilmiştir. Yine vârid olan bir hadîste bildiğiyle amel eden kimseye Allah Teâlâ bilme­diği şeylerin bilgisini de ihsan eder, Duyuruluyor.

 
كَلَّا إِنَّ

الْإِنسَانَ لَيَطْغَى {6}
6  — Hayır, insan azgınlık eder,
أَن رَّآهُ اسْتَغْنَى {7}
7 — Kendini müstağni gördüğü için.
إِنَّ إِلَى رَبِّكَ الرُّجْعَى {8}
8 — Dönüş şüphesiz ki ancak Rabbınadır.

 أَرَأَيْتَ
الَّذِي يَنْهَى {9}
9 — O yasaklayanı gördün mü?
عَبْداً إِذَا صَلَّى {10}
10 — Bir kulu, namaz kılarken?
أَرَأَيْتَ إِن كَانَ عَلَى الْهُدَى {11}
11  — Gördün mü; ya o kul doğru yolda ise?
أَوْ أَمَرَ

بِالتَّقْوَى {12}
12 — Veya takvayı emrettiyse?
أَرَأَيْتَ إِن كَذَّبَ وَتَوَلَّى {13}
13  — Gördün mü; ya yalan saydı ve yüz çevirdi ise?
أَلَمْ يَعْلَمْ بِأَنَّ اللَّهَ يَرَى {14}
14 — Bilmez mi ki; Allah gerçekten görmektedir?
كَلَّا لَئِن
لَّمْ يَنتَهِ لَنَسْفَعاً بِالنَّاصِيَةِ {15}

15 — Ama bundan vazgeçmezse;   andolsun ki; onu al­nından tutup sürükleriz.
نَاصِيَةٍ كَاذِبَةٍ خَاطِئَةٍ {16}
16  — Yalancı, günahkâr alnından.
فَلْيَدْعُ نَادِيَه
{17}

17 — Öyleyse topluluğunu çağırsın dursun.
سَنَدْعُ الزَّبَانِيَةَ {18}
18 — Biz de zebanileri çağırırız.
كَلَّا لَا تُطِعْهُ وَاسْجُدْ وَاقْتَرِبْ {19}
19 — Sakın, sen ona uyma. Seode et ve yaklaş.



Allah Teâlâ insanın sevinç, azgınlık, şımarıklık ve isyan içerisinde bulunduğunu ve kendisinin zenginleşip çok mal sahibi olunca bu niteliklere büründüğünü haber veriyor, sonra da onu tehdîd ederek öğütle va'dini bildirip: «Dönüş şüphesiz ki ancak Rabbınadır.» buyuruyor. Akı­bet, dönüp varılacak yer Allah'ın huzurudur. Allah, senin malından do­layı seni hesaba çekecektir. Bu malı nereden topladın ve nereye harca­dın? diye.


İbn Ebu Hatim der ki: Bize Zeyd İbn İsmâîl... Abdullah'ın şöyle de­diğini nakletti: İki aç gözlü asla doymaz: Bilgi sahibi ve dünyalık sahibi. Ama bunun ikisi eşit değildirler. Çünkü ilim sahibi sürekli Rahmân'ın rızâsını fazlalaştırırken, dünyalık sahibi isyana dalıp gider. Sonra Ab­dullah: «İnsan azgınlık eder; kendini müstağni gördüğü için. Dönüş, şüphesiz kkancak Rabbınadır.» âyetini okumuş. İlim sahipleri için de şu âyeti okumuş: «Kulları içinde Allah'tan ancak bilginler korkar.» Bu ri­vayet merfû' olarak Rasûlullah'a da ulaştırılmıştır ve nakledilen bu ri­vayette Rasûlullah (s.a.) buyurur ki: İki aç gözlü hiç doymaz: İlim ara­yan ve dünya arayan.

«O yasaklayanı gördün mü? Bir kula namaz kılarken.» Bu âyet-i celîle Ebu Cehil —Allah'ın la'neti onun üzerine olsun— hakkında nazil olmuştur. Rasûlullah (s.a.) in Beytullah'm yanında namaz kıldığını gö­rünce, onu tehdîd etmiş fakat Allah Teâlâ önce ona en güzel öğütle öğüt vererek : «Gördün mü; ya o kul, doğru yolda ise?» buyurmuştur. Yani sen ne biliyorsun, bu yasakladığın kul işlediği fiilde doğru bir yolda ise? «Veya Takvayı emrettiyse» kavliyle Allah korkusunu emretti ise, ya sen, namaz kıldığı için onu tehdîd edip tartaklıyorsan?


«Bilmez mi ki; Allah gerçekten görmektedir?» Bu doğru yolda olan kişiyi yasaklayan şu adam bilmez mi ki, Allah gerçekten onu görmekte ve söylediğini duymaktadır. Sonra da yaptıklarından dolayı ona en uy­gun cezayı verecektir. Sonra Allah Teâlâ va'dini belirtip tehdîd ederek buyuruyor ki:

«Ama bundan vazgeçmezse; andolsun ki, onu alnından tutup sürük­leriz.» İçinde bulunduğu inâd ve azgınlıktan geri dönmezse andolsun ki onu alnından tutup sürükleriz ve kıyamet günü simsiyah kılarız.


«Yalancı, günahkâr alından.» Ebu Cehrin alnı, sözünde yalancı, yap­tıklarında günahkâr ve hatalıdır.

«Öyleyse topluluğunu çağırsın dursun.» Kavmini ve aşiretini çağır­sın ve onlardan yardım isteyip dursun.

«Biz de zebanileri çağırırız.» Bunlar azâb melekleridir. Böylece o, bizim tarafdârlarımız mı, yoksa kendisinin tarafdârları mı yenilgiye uğ­rayacaktır öğrenir.


Buhârî der ki: Bize Yahya, İbn Abbâs'tan nakletti ki; Ebu Cehil şöyle demiş : Eğer Muhammed'in Kâ'be'de namaz kıldığını görürsem, onun boynunu tepelerim. Rasûlullah (s.a.)a bu haber ulaşınca buyur­muş ki: Eğer o, böyle yaparsa melekler onu yakalarlar. Sonra Buhârî der ki: Amr İbn Hâlid de Ubeydullah İbn Artır kanalıyla Abdülkerîm'den bu rivayeti nakleder. 

Keza Tirmizî ve Neseî de tefsirlerinde Abdürrezzâk tarîkıyla bu rivayeti naklederler. İbn Cerîr Taberî de bu rivayeti Ebu Küreyb kanalıyla... Ubeydullah İbn Amr'dan nakleder. İmâm Ahmed İbn Hanbel, Tirmizî ve İbn Cerîr de Dâvûd İbn Ebu Hind kanalıyla İkrime'den nakleder ki, İbn Abbâs şöyle demiş : Rasûlullah (s.a.) ma­kamın yanında namaz kılıyordu, Hişâm oğlu Ebu Cehil ona rastladı ve dedi ki: Ey Muhammed, ben sana bunu yasaklamamış mıydım? dedi. Rasûlullah (s.a.) ona katı davranarak kendisini azarladı. Ebu Cehil de­di Jâ : Ey Muhammed; beni neyle tehdîd ediyorsun? Allah'a andolsun ki ben bu vâdî içinde tarafdârı en çok olan biriyim; Bunun üzerine Allah Teâlâ buyurdu ki: «Öyleyse topluluğunu çağırsın dursun, Biz de zebani­leri çağırırız.» İbn Abbâs dedi ki: Eğer Ebu Cehil topluluğunu çağır-saydı, azâb melekleri ânında onu yakalarlardı. Tirmizî; bu hadîs, hasen, sahihtir, der.


İmâm Ahmed İbn Hanbel der ki: Bize İsmâîl İbn Zeyd.. İbn Abbâs' tan nakletti ki; Ebu Cehil şöyle demiş : Ben, Allah'ın Rasûlünü Kâ'be'nin yanında namaz kılarken görecek olursam varır onun boynunu tepele­rim. İbil^Abbâş der ki: Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurdu : Eğer o. bunu yapmış olsaydı, göz göre göre melekler onu yakalarlardı. Eğer yahûdîler de ölümü temenni etmiş olsalardı, hemen Oluverirler ve cehennemdeki yerlerini görürlerdi. Şayet peygambere meydan okuyanlar meydan oku-jnak için çıkmış olsalardı; yurdlarına döndüklerinde ne mallarını, ne _de ailelerini bulurlardı.


Yine İbn Cerîr Taberî der ki: Bize Abd İbn Humeyd... Velîd'den nakletti ki İbn Abbâs şöyle demiş: Ebu Cehil dedi ki: Eğer Muhammed bir daha makamın yanında namaz kılacak olursa, onu mutlaka Öldürü­rüm. Bunun üzerine Allah Teâlâ : «Yaratan Rabbının adıyla oku.» âye­tini indirdi ve nihayet bu sûrenin «Ama bundan vazgeçmezse; andolsun ki onu, alnından tutup sürükleriz. Yalancı, günahkâr, alından. Öyley­se topluluğunu çağırsın dursun. Biz de zebanileri çağırırız.» âyetine ka­dar olan kısım gelince Rasûlullah (s.a.) gidip orada namaz kıldı. Ona seni Ebu CehiTden koruyacak nedir? denildiğinde buyurdu ki: Benimle onun arasındaki alan savaşçılarla kapkara olmuştu. îbn Abbâs der ki: Allah'a andolsun ki; eğer o harekete geçmiş olsaydı, halkın gözü önün­de melekler onu yakalarlardı.


İbn Cerîr Taberî der ki: Bize( İbn Abd'ül-A'lâ... Ebu Hüreyre'den nakletti ki; Ebu Cehil şöyle demiş: Muhammed sizin aranızda yüzünü ağartıp geziyor mu? Evet, demişler. O; Lât ve Uzzâ'ya andolsun ki, şayet onun bu şekilde namaz kıldığını görürsem, boynunu tepelerim ve yüzünü toprağa sürerim. Rasûlullah (s.a.) namaz kılarken Ebu Cehil onun yanma boynunu tepelemek üzere geldi. Ebu Hüreyre der ki: Ebu Cehil'in herhangi bir şey yaptığı görülmedi, yalnızca topuklarının üs­tünden geri dönüp, eliyle kendisini koruyordu. Ebu Hüreyre der ki: Ebu Cehil'e; ne oldu sana? denildiğinde, dedi ki: Doğrusu benimle onun ara­sında ateşten bir hendek vardı, dehşet ve kanatlar doluydu. Ebu Hüreyre der ki: Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.) buyurdu ki: Şayet o, bana yaklaşmış olsaydı; melekler tek tek onun uzuvlarını yakalarlardı. Bu­nun üzerine Allah Teâlâ: «Hayır, insan azgınlık eder...» âyetinden sûre­nin sonuna kadar olan kısmı inzal buyurdu. îbn Cerîr Taberî; bu kısmın Ebu Hüreyre'nin hadîsinde olup olmadığını bilmiyorum, der. Bu hadîsi Ahmed îbn Hanbel, Müslim, Neseî ve İbn Ebu Hatim, Mu'temir İbn Sü­leyman kanalıyla rivayet etmişlerdir.


«Sakın, sen ona uyma. Seccje et ve yaklaş.» Ey Muhammed senin ibâdete devam etmeni engelleyen o kişiye uyma. Dilediğin zaman ona aldırış etmeksizin dilediğin yerde namazını kıl. Muhakkak ki Allah, se­nin koruyucun ve destekleyicindir. O, seni insanlardan korur. «Secde et ve yaklaş.» Müslim'in Sahîh'inde vârid olan bir hadîste Abdullah îbn Vehb... Ebu Hürevre'den nakleder ki. Rasûlullah (s.a.} sövle buvurmus:
Kulun Rabbına en yakın olduğu ân, secde ânıdır. Binâenaleyh duayı _ çokça yapınız.



Daha önce Rasûlullah (s.a.)ın İnşikâk ve A'lak sûresini okuyunca secdeye gittiği nakledilmişti.

A'LAK SÜRESİ


(Kurandan ilk nazil olan sûre budur.)

 

 

 

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

 اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ {1}
1  — Yaratan Rabbının adıyla oku.
 خَلَقَ الْإِنسَانَ مِنْ عَلَقٍ {2}
2  — O, insanı pıhtılaşmış kandan yarattı.
 اقْرَأْ وَرَبُّكَ الْأَكْرَمُ {3}

3  — Oku, Rabbın nihayetsiz kerem sahibidir.
 الَّذِي عَلَّمَ بِالْقَلَمِ {4}
4  — Ki O, kalemle öğretti.
 عَلَّمَ الْإِنسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ {5}
5  — insana bilmediğini Öğretmiştir.




İmâm Ahmed İbn Hanbel der ki: Bize Abdürrezzâk... Hz. Aişe'nin şöyle dediğini nakletti: Rasûlullah'a gelen ilk vahiy uyku halinde gö­rülen sâdık rü'yâ şeklinde idi. Hangi rü'yâyı görürse mutlaka gün ay­dınlığı gibi çıkardı. Sonra ona yalnızlık hoş gösterildi. Hirâ dağına ge­lip orada pek çok gece ibâdete koyulurdu. Bunun için de azık alırdı. Sonra Hz. Hadîce'nin yanına gelir ve yine azığım alır giderdi. Nihayet Hirâ mağarasında iken gerçek anîden ona geliverdi. Melek orada iken gelip dedi ki: Oku. Rasûlullah (s.a.) der ki: Ben; okuyamam ki, dedim.


Rasûlullah (s.a.) dedi ki: Melek beni aldı takatim kesilinceye kadar sık­tı. Sonra bıraktı ve; oku, dedi. Ben; okuyamam ki, dedim. Sonra ikinci kez beni sıktı ve takatten kesildim. Sonra bırakıp; oku, dedi. Ben; oku­yamam ki, dedim. Bunun üzerine üçüncü kez tutup sıktı takatimi kes­ti. Ve bırakıp dedi ki: «Yaratan Rabbının adıyla oku.» Bu âyeti «insana bilmediğini öğretmiştir.» kavline kadar okudu. Nihayet Rasûlullah (s.a.) boyun ile omuz arasındaki etleri titreyerek dönüp Hadîce'nin yanına geldi ve; beni örtün, beni örtün, dedi. Korkusu ve titremesi gidinceye kadar onu örttüler. 

Sonra dedi ki: Ey Hadîce bana ne oluyor? Ve olan­ları Hz. Hadîce'ye anlattı,- kendimden endişeleniyorum, dedi. Hz. Hadîce ona dedi ki: Hayır, .asla, Seni muştulanın. Allah'a andolsun ki Allah se­ni hiç bir zaman için mahcûb etmez. Çünkü sen akrabalarına gider ge­lirsin. Sözün doğrudur, sıkıntıya katlanır, müsâfire ikram eder, haktan gelen musibetlere dayanırsın. Sonra Hadîce onu Varaka İbn Nevfel İbn Esed İbn Abd'ül-Uzzâ İbn Kusayy'm yanma getirdi. Varaka, Hz. Hadî­ce'nin amcasımn oğluydu. Câhiliyet devrinde Hıristiyan olmuş ve arap-ça yazı yazabilen bir kişiydi. Arapça İncil'den Allah'ın dilediği kadarını yazmış ve sonra gözü görmez bir ihtiyar olmuştu. 

Hz. Hadîce dedi ki: Amcazadem, kardeşinin oğlunun başına gelenleri -dinle. Varaka: Yeğe­nim ne gördün? deyince, Rasûlullah (s.a.) gördüğü şeyleri ona bildirdi. Varaka dedi ki: Bu, Mûsâ (a.s.)ya inen Nâmûs-u Ekber (Cebrail) dir. Ne olurdu keşke ben genç bir delikanlı olsaydım da, Allah seni kavminin arasından çıkarırken yaşasaydım. Rasûlullah (s.a.) dedi ki: O, beni kav­mime karşı mı çıkaracak? Varaka dedi ki: Evet. Sana gelen gibi kime gelmişse mutlaka o, kavmine karşı çıkarılmıştır. Eğer ben, senin günle­rine erişirsem sana kuvvetlice destek sağlar ve yardım ederim. Ne var ki Varaka fazla durmadan vefat etti. Bir süre vahiy kesildi. Nihayet Ra­sûlullah (s.a.) —bize ulaştığına göre— derin üzüntüye düştü ve pekçok kerre sabahleyin kalkıp kendisini dağların tepesinden fırlatmak istedi. Ne zaman kendini atmak üzere dağın tepesine çıktıysa, Cibril (a.s.) ona görünüp dedi kj; Ey Muhammed; muhakkak ki sen, Allah'ın gerçek Ra-sûlüsün. 

Bu haber onun ızdırâbıru dindiriyor, gönlü huzur buluyor ye geri dönüyordu. Bir seferinde vahiy uzun süre kesilince, aynı şekilde sa­bahleyin evinden çıktı. Dağın zirvesine ulaşınca Cebrail görünerek ona aynı şekilde söyledi. Bu hadîs, Buhârî ve Müslim'in Sahîh'lerinde, Züh-rî kanalıyla tahrîc,edilmiştir. 

Biz, bu hadîsin senedini, metnini ve muh­telif anlamlarını Buhârî şerhimizin baş taraflarında uzun uzadıya açık­ladık. İsteyen oraya başvurabilir. Hamd ve minnet Allah'a mahsûstur. Kur'ân'dan ilk olarak inen mübarek ve değerli âyetler, aynı zaman­da Allah'ın kullarına merhamet ettiği ilk rahmet ve onlara ihsan ettiği ilk nimeti de dile getirmektedir. 

Bu âyetlerde insanın pıhtılaşmış kan­dan yaratıldığına, Hak Teâlâ'nm ikramıyla bilmediği şeyleri öğrendiğine ve böylece ilim, şeref ve keramete nail olduğuna dikkat çekilmektedir, Bu şeref öyle bir şereftir ki; insanların atası Âdem bu şerefle melekler­den üstün kılınmıştır. İlim; bazan zihinlerde, bazan dilde/ bazan da par­mak ucuyla yazılan yazıda olur. Yani zihnî bilgi, lafzı bilgi ve resmî bil­gi. Resmî bilgi, ister istemez ilk ikisini gerektirir ama onlar bunu gerek­tirmezler. Bu sebeple Allah Teâlâ: «Oku, Rabbm nihayetsiz kerem sa­hibidir. Ki O kalemle öğretti. İnsana bilmediğini öğretmiştir.» buyuru­yor. Haberde vârid olur ki; bilgiyi yazıyla kaydedin, denilmiştir. Yine vârid olan bir hadîste bildiğiyle amel eden kimseye Allah Teâlâ bilme­diği şeylerin bilgisini de ihsan eder, Duyuruluyor.

 
كَلَّا إِنَّ

الْإِنسَانَ لَيَطْغَى {6}
6  — Hayır, insan azgınlık eder,
أَن رَّآهُ اسْتَغْنَى {7}
7 — Kendini müstağni gördüğü için.
إِنَّ إِلَى رَبِّكَ الرُّجْعَى {8}
8 — Dönüş şüphesiz ki ancak Rabbınadır.

 أَرَأَيْتَ
الَّذِي يَنْهَى {9}
9 — O yasaklayanı gördün mü?
عَبْداً إِذَا صَلَّى {10}
10 — Bir kulu, namaz kılarken?
أَرَأَيْتَ إِن كَانَ عَلَى الْهُدَى {11}
11  — Gördün mü; ya o kul doğru yolda ise?
أَوْ أَمَرَ

بِالتَّقْوَى {12}
12 — Veya takvayı emrettiyse?
أَرَأَيْتَ إِن كَذَّبَ وَتَوَلَّى {13}
13  — Gördün mü; ya yalan saydı ve yüz çevirdi ise?
أَلَمْ يَعْلَمْ بِأَنَّ اللَّهَ يَرَى {14}
14 — Bilmez mi ki; Allah gerçekten görmektedir?
كَلَّا لَئِن
لَّمْ يَنتَهِ لَنَسْفَعاً بِالنَّاصِيَةِ {15}

15 — Ama bundan vazgeçmezse;   andolsun ki; onu al­nından tutup sürükleriz.
نَاصِيَةٍ كَاذِبَةٍ خَاطِئَةٍ {16}
16  — Yalancı, günahkâr alnından.
فَلْيَدْعُ نَادِيَه
{17}

17 — Öyleyse topluluğunu çağırsın dursun.
سَنَدْعُ الزَّبَانِيَةَ {18}
18 — Biz de zebanileri çağırırız.
كَلَّا لَا تُطِعْهُ وَاسْجُدْ وَاقْتَرِبْ {19}
19 — Sakın, sen ona uyma. Seode et ve yaklaş.



Allah Teâlâ insanın sevinç, azgınlık, şımarıklık ve isyan içerisinde bulunduğunu ve kendisinin zenginleşip çok mal sahibi olunca bu niteliklere büründüğünü haber veriyor, sonra da onu tehdîd ederek öğütle va'dini bildirip: «Dönüş şüphesiz ki ancak Rabbınadır.» buyuruyor. Akı­bet, dönüp varılacak yer Allah'ın huzurudur. Allah, senin malından do­layı seni hesaba çekecektir. Bu malı nereden topladın ve nereye harca­dın? diye.


İbn Ebu Hatim der ki: Bize Zeyd İbn İsmâîl... Abdullah'ın şöyle de­diğini nakletti: İki aç gözlü asla doymaz: Bilgi sahibi ve dünyalık sahibi. Ama bunun ikisi eşit değildirler. Çünkü ilim sahibi sürekli Rahmân'ın rızâsını fazlalaştırırken, dünyalık sahibi isyana dalıp gider. Sonra Ab­dullah: «İnsan azgınlık eder; kendini müstağni gördüğü için. Dönüş, şüphesiz kkancak Rabbınadır.» âyetini okumuş. İlim sahipleri için de şu âyeti okumuş: «Kulları içinde Allah'tan ancak bilginler korkar.» Bu ri­vayet merfû' olarak Rasûlullah'a da ulaştırılmıştır ve nakledilen bu ri­vayette Rasûlullah (s.a.) buyurur ki: İki aç gözlü hiç doymaz: İlim ara­yan ve dünya arayan.

«O yasaklayanı gördün mü? Bir kula namaz kılarken.» Bu âyet-i celîle Ebu Cehil —Allah'ın la'neti onun üzerine olsun— hakkında nazil olmuştur. Rasûlullah (s.a.) in Beytullah'm yanında namaz kıldığını gö­rünce, onu tehdîd etmiş fakat Allah Teâlâ önce ona en güzel öğütle öğüt vererek : «Gördün mü; ya o kul, doğru yolda ise?» buyurmuştur. Yani sen ne biliyorsun, bu yasakladığın kul işlediği fiilde doğru bir yolda ise? «Veya Takvayı emrettiyse» kavliyle Allah korkusunu emretti ise, ya sen, namaz kıldığı için onu tehdîd edip tartaklıyorsan?


«Bilmez mi ki; Allah gerçekten görmektedir?» Bu doğru yolda olan kişiyi yasaklayan şu adam bilmez mi ki, Allah gerçekten onu görmekte ve söylediğini duymaktadır. Sonra da yaptıklarından dolayı ona en uy­gun cezayı verecektir. Sonra Allah Teâlâ va'dini belirtip tehdîd ederek buyuruyor ki:

«Ama bundan vazgeçmezse; andolsun ki, onu alnından tutup sürük­leriz.» İçinde bulunduğu inâd ve azgınlıktan geri dönmezse andolsun ki onu alnından tutup sürükleriz ve kıyamet günü simsiyah kılarız.


«Yalancı, günahkâr alından.» Ebu Cehrin alnı, sözünde yalancı, yap­tıklarında günahkâr ve hatalıdır.

«Öyleyse topluluğunu çağırsın dursun.» Kavmini ve aşiretini çağır­sın ve onlardan yardım isteyip dursun.

«Biz de zebanileri çağırırız.» Bunlar azâb melekleridir. Böylece o, bizim tarafdârlarımız mı, yoksa kendisinin tarafdârları mı yenilgiye uğ­rayacaktır öğrenir.


Buhârî der ki: Bize Yahya, İbn Abbâs'tan nakletti ki; Ebu Cehil şöyle demiş : Eğer Muhammed'in Kâ'be'de namaz kıldığını görürsem, onun boynunu tepelerim. Rasûlullah (s.a.)a bu haber ulaşınca buyur­muş ki: Eğer o, böyle yaparsa melekler onu yakalarlar. Sonra Buhârî der ki: Amr İbn Hâlid de Ubeydullah İbn Artır kanalıyla Abdülkerîm'den bu rivayeti nakleder. 

Keza Tirmizî ve Neseî de tefsirlerinde Abdürrezzâk tarîkıyla bu rivayeti naklederler. İbn Cerîr Taberî de bu rivayeti Ebu Küreyb kanalıyla... Ubeydullah İbn Amr'dan nakleder. İmâm Ahmed İbn Hanbel, Tirmizî ve İbn Cerîr de Dâvûd İbn Ebu Hind kanalıyla İkrime'den nakleder ki, İbn Abbâs şöyle demiş : Rasûlullah (s.a.) ma­kamın yanında namaz kılıyordu, Hişâm oğlu Ebu Cehil ona rastladı ve dedi ki: Ey Muhammed, ben sana bunu yasaklamamış mıydım? dedi. Rasûlullah (s.a.) ona katı davranarak kendisini azarladı. Ebu Cehil de­di Jâ : Ey Muhammed; beni neyle tehdîd ediyorsun? Allah'a andolsun ki ben bu vâdî içinde tarafdârı en çok olan biriyim; Bunun üzerine Allah Teâlâ buyurdu ki: «Öyleyse topluluğunu çağırsın dursun, Biz de zebani­leri çağırırız.» İbn Abbâs dedi ki: Eğer Ebu Cehil topluluğunu çağır-saydı, azâb melekleri ânında onu yakalarlardı. Tirmizî; bu hadîs, hasen, sahihtir, der.


İmâm Ahmed İbn Hanbel der ki: Bize İsmâîl İbn Zeyd.. İbn Abbâs' tan nakletti ki; Ebu Cehil şöyle demiş : Ben, Allah'ın Rasûlünü Kâ'be'nin yanında namaz kılarken görecek olursam varır onun boynunu tepele­rim. İbil^Abbâş der ki: Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurdu : Eğer o. bunu yapmış olsaydı, göz göre göre melekler onu yakalarlardı. Eğer yahûdîler de ölümü temenni etmiş olsalardı, hemen Oluverirler ve cehennemdeki yerlerini görürlerdi. Şayet peygambere meydan okuyanlar meydan oku-jnak için çıkmış olsalardı; yurdlarına döndüklerinde ne mallarını, ne _de ailelerini bulurlardı.


Yine İbn Cerîr Taberî der ki: Bize Abd İbn Humeyd... Velîd'den nakletti ki İbn Abbâs şöyle demiş: Ebu Cehil dedi ki: Eğer Muhammed bir daha makamın yanında namaz kılacak olursa, onu mutlaka Öldürü­rüm. Bunun üzerine Allah Teâlâ : «Yaratan Rabbının adıyla oku.» âye­tini indirdi ve nihayet bu sûrenin «Ama bundan vazgeçmezse; andolsun ki onu, alnından tutup sürükleriz. Yalancı, günahkâr, alından. Öyley­se topluluğunu çağırsın dursun. Biz de zebanileri çağırırız.» âyetine ka­dar olan kısım gelince Rasûlullah (s.a.) gidip orada namaz kıldı. Ona seni Ebu CehiTden koruyacak nedir? denildiğinde buyurdu ki: Benimle onun arasındaki alan savaşçılarla kapkara olmuştu. îbn Abbâs der ki: Allah'a andolsun ki; eğer o harekete geçmiş olsaydı, halkın gözü önün­de melekler onu yakalarlardı.


İbn Cerîr Taberî der ki: Bize( İbn Abd'ül-A'lâ... Ebu Hüreyre'den nakletti ki; Ebu Cehil şöyle demiş: Muhammed sizin aranızda yüzünü ağartıp geziyor mu? Evet, demişler. O; Lât ve Uzzâ'ya andolsun ki, şayet onun bu şekilde namaz kıldığını görürsem, boynunu tepelerim ve yüzünü toprağa sürerim. Rasûlullah (s.a.) namaz kılarken Ebu Cehil onun yanma boynunu tepelemek üzere geldi. Ebu Hüreyre der ki: Ebu Cehil'in herhangi bir şey yaptığı görülmedi, yalnızca topuklarının üs­tünden geri dönüp, eliyle kendisini koruyordu. Ebu Hüreyre der ki: Ebu Cehil'e; ne oldu sana? denildiğinde, dedi ki: Doğrusu benimle onun ara­sında ateşten bir hendek vardı, dehşet ve kanatlar doluydu. Ebu Hüreyre der ki: Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.) buyurdu ki: Şayet o, bana yaklaşmış olsaydı; melekler tek tek onun uzuvlarını yakalarlardı. Bu­nun üzerine Allah Teâlâ: «Hayır, insan azgınlık eder...» âyetinden sûre­nin sonuna kadar olan kısmı inzal buyurdu. îbn Cerîr Taberî; bu kısmın Ebu Hüreyre'nin hadîsinde olup olmadığını bilmiyorum, der. Bu hadîsi Ahmed îbn Hanbel, Müslim, Neseî ve İbn Ebu Hatim, Mu'temir İbn Sü­leyman kanalıyla rivayet etmişlerdir.


«Sakın, sen ona uyma. Seccje et ve yaklaş.» Ey Muhammed senin ibâdete devam etmeni engelleyen o kişiye uyma. Dilediğin zaman ona aldırış etmeksizin dilediğin yerde namazını kıl. Muhakkak ki Allah, se­nin koruyucun ve destekleyicindir. O, seni insanlardan korur. «Secde et ve yaklaş.» Müslim'in Sahîh'inde vârid olan bir hadîste Abdullah îbn Vehb... Ebu Hürevre'den nakleder ki. Rasûlullah (s.a.} sövle buvurmus:
Kulun Rabbına en yakın olduğu ân, secde ânıdır. Binâenaleyh duayı _ çokça yapınız.



Daha önce Rasûlullah (s.a.)ın İnşikâk ve A'lak sûresini okuyunca secdeye gittiği nakledilmişti.